|
Hacı Bektaş-ı Veli
Saygı değer okurlarımız bu köşemizde her sayımızda
Türk halkına katkisi olan insanlara yer vermek istiyoruz.
Niyetimiz genç kuşaklara tarihimizi, kültürümüzü ve
inancımızı tanıtmak. Kendini ve geçmişini tanımayan
topluluklar kaybolmaya mahkumdur düşüncesiyle yola cıkarak
gecmişimize sahip çıkarak, sizlere bizi biz yapan manevi
değerlerimizden her sayımızda bir örnek vermek istiyoruz.
Bir ayrı düşüncede Anadolu ´nun ne kadar derin ve hoşgörülü
bir geçmişe sahip olmasini sizlere tanıtmak, gençligimizi
bize dayatılan batı kompleksinden koparmak, uygarlıgın,
halkçılığın, hoşgörünün ve sevgi saygının daha avrupadaki
devletler yoken Anadolu`da ve türkmenlerde var oluşunu
anlatmak ve kağıda dökmek. Kendi değerlerine sahip cıkmak,
bunları yaşatmak ve tarihten örnek alıp ilerlemek her
topluluğun temel gayesi olması gerek diyerek bu köşeyi
sizlere hazırladık.
Onun icin ilk sayimizda ANADOLU EVLİYALARIN DAN Hacı
Bektaş Veli `yi işliyeceğiz.
Hacı Bektaş Veli bugünkü Kuzey-İran`da olan Horasan
dediğimiz Nişabur`da doğmuştur. Asıl adı Mehmet`tir
ve 13. yüzyılda yaşamıştır. Babasının adı Ibrahim-üs-Sani,
annesinin adı Hatem Hatun`dur.
İlk eğitimini Hoca Ahmet Yesevi`nin halifelerinden
olan Mehmet Lokman Perende`den almıştır. Anadoluya gelmeden
o dönemde önemli şehirleri ziyaret etmiştir. Nişabur`dan
yola çıkarak Necef, Mekke, Medine, Kudüs, Şam ve Halep
gibi kentleri dolaşmıştır.
Bazı rivayetlere göre Moğol istilasından kurtulmak
için Anadolu`ya yerleşmiştir. Bir başka teori de Hoca
Ahmet Yesevi tarafından Anadolu´ya gönderilmesidir.
Kesin bilinen Hünkar`in (eski adıyla Suluca Karacahöyük`e)
Hacı Bektaş`a yerleşmesidir. Bir başka bilinende Hacı
Bektaş`in kendisine ait dört tane eseri olmasi, bunlar
Makalat, Fevaio, Sadhiyye ve Sehr-i Besmek, birde hayatını
ve eserlerini anlatan „Velayetname“.
Hacı Bektaşin derin bir İslam Felsefesine dayandığı
bilinir, ömrü boyunca eline, diline ve beline sahip
çıkmayı temel ilke bilmiştir. Hiç bir canlıyı incitmemeyi,
kimse hakkında kötü düşünmemeyi ve kötü söz söylememeyi,
kimsenin hakkına el uzatmamayı öğretmiştir.
Hacı Bektaş´ın doğayada çok büyük yakınlığı vardır.
Onun İslam anlayışında, suların, göllerin, nehirlerin
kirletilmesi büyük günah sayılır.
Hünkar yeryüzünün tanrısını insanda görür. Kadını ve
erkeği eşit görür, ayın-i cemlerde kadın ile erkeğin
birlikte yaptığı semahı tanrı hizmetinde değerli bir
ibadet olarak niteler ve kadınını okutmayan milletin
yükselemeyecegini görür.
Ilime ve bilime çok önem verir. İlimden gidilmeyen
yolu karanlık olarak niteler, “Ara bul”, “Düşünce karanlığına
ışık tutanlara ne mutlu”. O günkü Avrupa´ya baktığımızda
insanlık zalim bir kilise egemenliğinden ezilir. Herşey
Papa`nın emrinin altındadır. Araştıran, düşünen herkes,
katolik kilisenin din inançlarına karşı gelenleri kilise
mahkemelerinde işkence altında cezalandırmakdadır(ENGİZİSYON).
Hacı Bektaş başka dinlere de hoşgörüyle bakar, hatta
bütün insan alemini kardeş olarak görür “72 millet kardeştir”,
“Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız”. Sevgiye ve
hosgörüye dayanan bu düşünce o dönemdeki şartlar altında
büyük bir yenilik sayılır. Batı`da o dönem Haçlı Seferleri
`nin en hızlı zamanıdır. Hıristiyan Avrupa devletlerinin
Papa´lıgın çağrısıyla, İslamiyetin egemen olduğu yakındogu
ülkelerine açtigi savaştir (11.-13.yy.) Bu zaman içinde
22 miliyon insan ölür.
Yukarida belirttiğimiz gibi H.B.V bütün insanlığı eşit
görür, ırk ve dinler arası ayırım yapmaz, bilhassa Avrupa`da
var olan museviliğe ve hıristiyanlığa tanrı dini olarak
büyük saygı gösterir. Ama maalesef yine o dönem yahudilerin
Avrupa`da en çok zulüm gördüğü dönemlerden birisidir.
Yüzbinlerce yahudi, hıristiyanlar tarafindan katledilmiştir,
sinagog yaptırma yasaği konmuştur, kilise sürekli kışkırtmıştır
ve musevilik alehinde propaganda yapmıştır. Toplum içinde
yükselmeye engel konmuştur, kutsal günleri kutlamak
yasaklanmiştir, yaşama hakkı sadece yahudilere ait bölgelerde
izin verilmiştir.
Hacı Bektaş Veli`nin güzel Türkçe dilimizede büyük
katkıları vardır. İbadet dilini ilk defa o türkçeleştirir.
Niyeti islamiyeti halka tanıtmak ve anlatmak. Onun için
halkın anladığı dili kullanmayı mantıklı olarak görür.
Bu adım müthiştir, çünki o zamanlar islamiyetin dili
arapçadan ve farsçadan oluşur, hıristiyan dini latince
ve yunancadan oluşur. Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda
halka islamiyeti anlatmak için Türkçe´yi ibadet dili
seçer, bu onun ne kadar halkçı olduğunun bir ıspatıdır.
Böyle bir adım Batı dünyasında Hünkâr`ın yaşamından
hemen hemen 300 sene sonra ilk defa 16. yüzyılda atılır.
Martin Luther, bugünkü protestanlığın manevi lideri,
İncil`i eski yunancadan almanyaca çevirir.
Değerli okurlarımız niyetimiz sizlere yukarıda belirttiğimiz
gibi ANADOLU ve TÜRK halkına büyük emekleri geçmiş olan
insanlari azda olsa tanıtmak, elimizden geldiği kadar
siz okurlarımızı bilgilendirmek. Batı`nın ülkemiz üzerine
çizdiği yanliş tablodan sıyrılmak ve tarihimizi, kültürümüzü
geleceğe taşımak. Sizleri son olarak bu büyük düşünürün
sözleriyle baş başa bırakmak istiyorum. Bir dahaki sayıda
görüşmek ümidiyle dostca ve hoşcakalın.
-Ara bul
-Arifler hem arıdır, hem arıtıcıdır
-Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın
-Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu
-Eline, diline, beline sahip ol
-Hasetlik eksiklikten gelir
-Her ne ararsan kendinde ara
-Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız
-İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır
-İncinsende, incitme
-Kadını okutun, kadını okutmayan millet yükselmez
-Kendine güç geleni başkasına reva görme
-Kuvvetini zavallıya değil, zalime kullan
-Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme
-Kimsenin gönlünü yıkma
|